terapi - terapist .COM
Antalya Terapi , Psikoterapi ve Danışma Merkezi
Psikiyatrist - Psikoterapist
Uzm.Dr. Emine Filiz ULUHAN

Yeşilbahçe Mah. Portakal Çiçeği Cad. 1460 Sok.
No:6 K:3 D:24 TURUNÇ PLAZA ANTALYA
0242 311 44 33



»İçgüdüler

İçgüdüler, bilinçdışı dürtü ve eylemlerdir. Bunlar atalarımızdan bize mirastır ve ortaktır. İçgüdüler bizi, biyolojik olarak belirlenmiş tarzda davranmaya zorlar. İçgüdüler tüm canlılara mahsustur.

Gelişen uygarlık bizi temel içgüdülerimizden kopmaya zorlamakta olsa da yiyecek bulma, cinsellik gibi dürtüler çoğu zaman bastırılmış durumda tutulsa da varlıklarını sürdürecektir.

İçgüdüler rüyalardaki sembollerde ya da dil sürçmeleri veya hafıza kayıpları şeklinde kendini gösterebilir.

Jung’a göre bilinçdışına iki temel içgüdü hakimdir. Cinsellik ve güç dürtüleri. Bu iki temel dürtü birbiriyle çatışma halindedir. Çünkü cinsellik türün korunmasıyla ilgiliyken, güç dürtüsü bireyin korunmasıyla ilgilidir. Bu sebeple toplum çatışmalardan uzak durmak için ahlaki ve etik kurallara gereksinim duyar.

Daha sonraları Jung, cinsellik, saldırganlık, beslenme gibi tüm dürtüleri tek bir ruhsal enerji altında toplamanın uygun olduğunu söyleyerek, buna libido adını vermiştir. Libido, arzu ya da itki anlamındadır.

Freud ise libidoyu daha çok cinsel dürtü için kullanır. Jung’a göre ruhsal enerji ya da libido dinamik bir sistem olup, iki zıt kutup arasında sürekli değişir. Bilinç-bilinçdışı, uyku-uyanıklık, düşünme-hissetme, öfke-huzur, dinginlik-hareket gibi. Karşıtların ruhta düzenleyici bir işlevi vardır. En büyük aşklar nefretten doğar sözü bu teoriyi desteklemektedir.

Ruhsal enerji iki türlü hareket gösterir. İleriye doğru olan hareket (ilerleme) çevreye uyumla, geriye doğru hareket (gerileme) ise bireyin iç gereksinimleriyle ilgilidir. Sağlıklı bir ruh hali bu doğal dengeye bağlıdır. Doğal denge bozulursa, libido bilinçdışına yönlenir ve orada düşmanlık, öfke gibi duygular veya ileri durumda psikoz, nevroz gibi bir çıkış yoluyla ifade edilinceye kadar orada varlığını ve oluşumunu sürdürür.

Modern toplumun kendini mutsuz, tatminsiz ve dengesiz hissetmesinin en büyük nedenlerinden biri bu dengedeki bozulmadır. Çalışma, ilerleme, makam ve statü elde etme ile o kadar meşgulüz ki, dinlenmeye, oyuna, düşlere, kendimize zaman ayırmaya vaktimiz yok.

Ego ise ben anlamında olup, bize kimlik duygumuzu verir. Freud’a göre ego bize neyin gerçek olduğunu söyler ve ruhu korur. Jung ise egonun toplumda verimli olarak iş görmemizdeki rolüne ağırlık verir.

Ego, ruhun bilinçli ve bilinçdışı yönlerini düzenleyip dengeleyerek, ona kişisel bir kimlik ve amaç duygusu verir.

Ego ve benlik farklı kavramlardır. Benlik, bütün kişiliği kapsar, ruhun bilinçli ve bilinçdışı yönlerini içerir. Benlik doğduğumuz anda vardır, ego çocuğun gelişme sürecinde ondan doğar.

Dış dünyada iş görmek için güçlü ve etkili bir ego geliştirmek gerekir. Yaşamın ilk yıllarında egonun temel işlevi anne babadan bağımsızlaşıp kendi işini görmeyi öğrenmektir. Güçlü bir ego kişiliğin bilinçli ve bilinçdışı yönlerini dengede tutar. Aşırı şişirilmiş bir ego ise, hoşgörüsüz, diktatörce bir kişilik oluşturur. Bu tür ego kendini çok önemli ve değerli görür, neredeyse tanrısallaştırır.

Olgunlaşma süreciyle ego ile benlik birbirleriyle yüzleşmeye başlar ve benliğin önemi kendini daha belli eder. Bu aşamada kişilik bütünleşmeye başlar ve zamanla daha üst bir bilince ulaşılır. Birçok kişi ise bireyleşme sürecinde bu olgun seviyeye asla gelemez.

Gölge, kişiliğin bilinçdışı bir parçası olup, kişinin zaaflarını ve kabul edemeyeceği yönlerini içerir. Çoğu zaman kişinin kendine ait olduğunu kabul edemediği özellikleri barındırır. Aslında bunlar her zaman kusur ve zafiyet değil, egonun tabu olarak gördüğü güçlü yönlerimiz de olabilir. Gölge, çoğu kez rüyalarda karanlık, olumsuz bir figür olarak görülür. Kendi gölgemizle gereği gibi yüzleşebilirsek, ruhumuzun bilinçli ve bilinçdışı kısımları arasında bütünleşme sağlayabiliriz.

Aşırı şişirilmiş bir ego, çoğu zaman gölgeyi başka insanlara yansıtır. Yansıtma, kişiye ait bilinçdışı, bir özelliğin, kusurun hatta bir yeteneğin, başka bir kişi ya da nesneye aitmiş gibi görüldüğü bir süreçtir. Burada sevilen veya nefret edilen, iyi veya kötü özellik atfedilen öteki kişi ya da nesne değil, kendi ruhumuzun onlara yansıtılmış bir parçasıdır. Gölge yansıtmalarımızı geriye çekmeyi başarabilirsek, kendi gölgemizin farkına varırız. Bu ahlaki boyutta tam bir olgunlaşmadır. Kendi sorunlarımız için başkalarını suçlama dönemi bitmiştir. Dışarıdaki dünyada yanlış olan, kendi içimizde de yanlış görülür hale geldiğinde kendi gölgemizle başa çıkabiliyoruz demektir.