terapi - terapist .COM
Antalya Terapi , Psikoterapi ve Danışma Merkezi
Psikiyatrist - Psikoterapist
Uzm.Dr. Emine Filiz ULUHAN

Yeşilbahçe Mah. Portakal Çiçeği Cad. 1460 Sok.
No:6 K:3 D:24 TURUNÇ PLAZA ANTALYA
0242 311 44 33



»Cinsiyetin Davranışlarımıza Etkisi

Şefkatli, sevgi dolu, doğum gününüzü ve özel günlerinizi asla unutmayan, sırlarınızı birbirinize rahatça açabildiğiniz, ruh halini yüzünden rahatça anlayabildiğiniz bir arkadaşınız olsun. Hemen hemen hepimiz bir kadını düşündük değil mi?

Ne kadar samimi de olsanız çok yakın ilişkiler kurmayan, duygularını paylaşmakta zorlanan, özelini size çok fazla açmayan, ağladığını hemen hiç görmediğiniz, liderlik idealleri olan, başkalarına karşı zaman zaman kabalaşabilen bir arkadaşınız olsun. Çoğumuz bir erkeği düşündük değil mi?

Bunun nedeni cinsiyet ayrımcısı bir insan olmamızdan değil öğrenilmiş cinsiyet rolleri üzerine fikirlerimizdendir.

Geleneksel olarak erkekler saldırgan, bağımsız ve duygusuz, kadınlar ise edilgen, bağımlı ve şefkatli olarak kabul edilmektedir. Bu cinsiyet rolleri son zamanlarda yumuşasa, erkekler eskisine göre duygularını daha rahat dışa vurabilmekte, kadınlar ise haklarını daha rahat savunabilmekte, iş dünyası ve sosyal ortamlarda rekabete uygun, duygusallığın esiri olmadan davransalar da neredeyse tüm dünya kültürlerinin ortak bir parçasıdır.

Cinsiyet rollerinde biyolojik farklılıkların etkisi olsa da sosyal öğrenme ve davranışların payı büyüktür.

Edimsel koşullanmanın etkileri ilk yaşlardan itibaren gözlenebilir. Erkek çocuklar bebeklerle oynayan, yemek pişirmeye özenen arkadaşlarıyla dalga geçer, futbol oynamaya heveslenen kızlara tuhaf bakılır. Hakkını almak veya bir oyunu kazanmak için arkadaşını hırpalayan bir erkek çocukla ebeveynleri gurur duyar. Hanım hanım oturan, bebeğiyle oynayan, sevimli ve şirin davranan bir kız çocuğu takdir görür.

Bu ödül ve ceza kalıpları geleneksel erkek ve kadın davranışlarının oluşumunda büyük etkendir.

Bir araştırmada ilk çocuklarının doğumunu takiben ilk 24 saatte kız ve erkek sahibi anne-babaya bebeklerini tanımlamaları istenmiş, bebekler arasında boy, kilo, sağlık durumları arasında istatistikî bir fark olmamasına rağmen kız bebekler erkeklere göre sevimli, güzel, hoş olarak tanımlanmış, daha çok anneye benzetilmiştir.

Hemen hemen tüm ülkelerde kız çocuklarının oyuncaklarında bebekler, mutfak malzemeleri, giysi, mobilya türü oyuncaklar, erkeklerde araba, alet, uçak, spor malzemeleri ağırlıklıdır. Erkek çocukların kıyafetlerinde mavi, kızların kıyafetlerinde pembe ve kırmızı hakimdir.

Anaokulu çağındaki çocuklarla yapılan bir araştırmada çocukların cinsiyet-rol beklentilerinin ayırtına net olarak vardıkları görülmüş, oyuncaklarda kız-erkek beğenileri kesinleşmiş, erkek çocuklar ayrıca babalarının kız oyuncaklarını oynamaktan hoşlanmayacaklarını ifade etmişlerdir.

Cinsiyet rolü davranışları ilk yıllarda anne ve babadan örnek alınırken ilerleyen yıllarda arkadaşlar ve sosyal çevre, televizyon ve çizgi film karakterleri gibi figürler de devreye girmektedir.

Çocuk belirli bir davranışın bir cinsiyet tarafından daha sık yapıldığını gözlemleyerek te genellemeye gidebilmektedir. Arabayı, bozulan musluğu baba tamir eder, ütüyü, yemeği anne yapar gibi. Bu noktada edimsel koşullama da çoğu kez devreye girer. Baba arabalara ilgi gösteren oğlunu ödüllendirirken, arabanın yağını kontrol etmek isteyen kızına çoğu kez ilgi göstermez, onu annesinin yanına gönderir.

Yaşam boyunca gözlemleyerek öğrenme ve edimsel koşullanma ile kazanılan alışkanlıklar cinsiyetimize uygun rolleri oynamamızı sağlamaktadır.

Fakat bu rolleri çok katı sınırlarla çizmemek gerekir. Erkekler kadınlara göre daha saldırgan ve bağımsız olsalar da istisnalar söz konusudur. Tüm kadınların şefkatli, duygusal ve hassas olduğunu söyleyemeyiz.

Tüm insanlar erkeksilik ve kadınsılık skalasının herhangi bir noktasında herhangi bir uca daha yakın durabilirler. Bazı kişiler ise tam ortada yer alabilir. Bir erkeğin, toplumun kadından beklendiği gibi davranması ya da bir kadının toplumun erkekten beklendiği gibi davranması bir uyum sorununun göstergesi olabilir. Minnesota Çok Boyutlu Kişinin Testinin (MMAI) özgün ölçeklerinden olan Erkeksilik-Kadınsılık Ölçeği (MF) bu amaçla kullanılmaktadır. Bu ölçekte kişinin cinsiyetinin çok üstünde ya da çok altında bir puan alması psikolojik sorunlara işaret edebilir.

Bazı araştırmacılar erkeksilik-kadınsılık modeline ek olarak androjeni modelini savunurlar. Erkeksilik ve kadınsılığın tek bir sürekliliğin iki ayrı ucunda yer aldığı görüşünü reddederek, erkeksilik ve kadınsılığı bağımsız özellikler olarak kabul ederler. İnsanlar her iki özellikte ya da sadece birinde yüksek özellik gösterebilir, hatta bazıları hiçbirinde yüksek özellik göstermeyebilir. Bir insanın erkeksilik ya da kadınsılık özelliğinin yüksek olduğunu bilmemiz onun diğer yönü hakkında bilgi vermez. Bu görüşe göre erkeksi ya da kadınsı yönde hâkimiyet gösterenler, uyumlu davranış gösterme yeteneğinden yoksundur. İyi uyum gösterebilen bir insan duruma göre erkeksi ya da kadınsı davranış gösterebilme esnekliğine sahip olmalıdır.

Erkeksiliğin özsaygı gibi iyilik haliyle, kadınsılığın ise ilişkilerden alınan doyumla ilişkisi vardır. Yaşamlarını hiç tatmin edici bulmayanlar, bu iki alanda da başarılı olamayan kişilerdir.