terapi - terapist .COM
Antalya Terapi , Psikoterapi ve Danışma Merkezi
Psikiyatrist - Psikoterapist
Uzm.Dr. Emine Filiz ULUHAN

Yeşilbahçe Mah. Portakal Çiçeği Cad. 1460 Sok.
No:6 K:3 D:24 TURUNÇ PLAZA ANTALYA
0242 311 44 33



»Sevgi Bağlarının Oluşması

Bireyin psikolojik yapı ve gelişimine çevrenin yaptığı katkılar çok fazladır ve yıllarca ihmal edilmiştir.

Psikiyatride de her biyolojik olayda olduğu gibi insanı, çevresi ve koşullarıyla bir arada ele alıp değerlendirmek gerekmektedir. İnsanlar diğer kişilerle güçlü duygusal bağlar kurma ihtiyacı ve eğilimindedir.

Sevgi bağları teorisi istenmeyen ayrılık ve kayıplar sonucu anksiyete, depresyon, öfke, sıkıntı gibi duygulara ve ruhsal problemlere bir açıklama getirmektedir.

Bağlanma teorisinin savunucuları ruhsal bozukluk ve sıkıntıların ortaya çıkışını, bağlanma davranışını gelişimindeki sapma ve başarısızlıklara bağlamaktadır. Bu teoriye göre; terapötik yaklaşımda, danışanın etrafındaki duygusal olarak önemli kişileri algılama ve onlarla şimdi sürdürmekte olduğu, mevcut ilişki parametrelerinin, çocukluk ve ergenlik yıllarındaki ebeveynleriyle yaşadığı deneyimler ve bu deneyimlerdeki kırılma noktalarından kaynaklanabileceğini detaylı olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Bu ana fikir doğrultusunda bağlanma teorisi psikanalitik yaklaşımcı olmakla birlikte etoloji ve kontrol teorisi gibi yeni görüşlerle klasik psikanalitik görüşten ayrılmaktadır.

1960’ların başlarına kadar psikanalistlerle öğrenme teorisyenleri arasında sevgiye dair bağların kökeni ve yapısına ait bir fikir birliği vardır. Bu fikir birliğinde bireyin bebeklikte açlık, erişkinlikte cinsellik gibi dürtülerini gidermek için diğer bir insanın gerektiğini keşfetmesi yatar. Bu temada açlık ve cinsellik birincil ve bağımlılık, diğer kişisel ihtiyaçlar ikincil olarak sınıflandırılır.

Bağlanma davranışı genellikle daha güçlü ve/veya zeki olarak algılanan ayrı ve tercih edilen bir bireyle yakınlaşma ve bu yakınlığı koruma ve sürdürme biçimi olarak özetlenenbilir.

Bağlanma davranışı özellikle erken çocukluk döneminde olsa da tüm hayat boyunca olgunlaşarak veya bir yerlerde takılarak devam etmektedir.

Acıkınca ağlayarak anneyi çağıran bir bebek, yalnız ve yabancılarla kalmamak için annenin eteklerine yapışan bir çocuk davranışı temel ihtiyaçları gidermeye yöneliktir. Yaşla birlikte dışa vurulan bu tür davranışların sıklığı git gide azalmaktadır ve doğrusu da budur. Yine de bu tür davranışların bir kısmı bireyler üzerinde kalmaktadır. Özellikle sıkıntı, hastalık, korku anlarında yetişkinlerde de bu tepkiler belirgin hale gelebilmektedir.

Bu bağlanma davranışı örüntüleri kısmen bulunulan yaşa, cinsiyet ve koşullara, kısmen de erken çocukluk dönemlerindeki bağlanma figürleriyle olan deneyimlere bağlıdır.

Bağlanma teorisi bağlılık teorisine göre şu fark ve özellikleri vurgular;

1. Bağlanma davranışı açık bir tercih sırasıyla bir veya birkaç spesifik bireye yöneliktir.

2. Bir bağlanma genellikle yaşam döngümüzün büyük bir kısmını kapsar. Erken dönem bağlanmaları çok uzun sürebilmekte, ergenlikteki bağlanmalar ise daha kısa, daha yüzeysel ve yenileriyle değiştirilebilir ve/veya tamamlanabilir olmaktadır.

3. En yoğun duygu patlamaları bağlanma ilişkilerinin kurulması, bozulması, korunması ve yenilenmesi sırasında ortaya çıkar. Bir kayıp tehditi anksiyeteyi, gerçek bir kayıp üzüntü yada öfkeyi ortaya çıkarabilmektedir. Bir bağın kurulması da neşe ve mutluluk kaynağıdır.

4. Bebeklerde tercih edilen bir figüre yönelik bağlanma davranışı 0-3 yaş arasında olmakla birlikte ilk 9 ay daha ağır basmaktadır. Sağlıklı bir gelişimde 3 yaştan sonra daha seyrek aktifleşerek devam eder.

5. Bağlanmanın gelişiminde öğrenme temel süreç olmakla birlikte ödül kadar cezalar da kişide bir sinerji yaratabilmektedir. Bağlanma figürü tarafından tekrarlayan biçimde cezalandırılmaya rağmen bir bağlanma gelişebilir.

6. Bağlanma davranışı başlangıçta oldukça basit bir organizasyon gösterirken ilk yaştan itibaren çok yönlü çevresel ve bireysel modeller içeren davranışsal tepkiler görülür. Bağlanma davranışını yabancılık, açlık, yorgunluk, korkutucu olan herşey herekete geçirebilirken sona erdirici koşullar anne figürünün görünümü, sesi veya onunla olan mutlu etkileşimlerdir.

7. Bağlanma davranışı tüm canlılarda görülür. Bu türlerin bir grubunda yetişkin yaşamı boyunca da devam eder. Olgun olmayan bir canlının bir yetişkine genellikle de anneye olan yakınlık ve bağlılığı hemen hemen bir kuraldır.

Yukarıda bahsedilen özelliklerden dolayı bağlanma davranışı, beslenme ve cinsel davranıştan ayrı, insan yaşamında eşit derecede öneme sahip çocuksu ve patolojik hiçbir yanı bulunmayan temel bir özelliktir.

Annesi yanındayken veya nerede olduğundan eminken bir çocuğun genellikle bağlanm davranışın kestiği ve çevresel etkileşime girdiği görülmektedir. Bebeklikte bu temel örüntüyü kazanan bireyin erişkinlikte de sevdiği kişilerden uzaklaştığı zamanlarda her zaman kontağı koruyabildiği, er yada geç geri döneceğini/dönebileceğini bilme kapasitesine sahip olması onu yalnızlık, kaygı gibi kötü duygulardan korumaktadır.

Ebeveynlerin ve bakım veren rolündeki herhangi birinin davranışı bağlanma davranışının tamamlayıcısıdır. Bakım vericinin rolleri öncelikle istediği şekilde ve zamanda ulaşılabilir ve tepki vermeye hazır olmak, ikinci olarak da bakım verdiği çocuk veya daha büyük kişinin başını derde sokma olasılığına karşı koruyucu, kollayıcı şekilde müdahalede bulunmaktır. Bu denge kişi büyüdüğünde ruhsal açıdan sağlıklılıkta çok önemli rol oynamaktadır.

Terapi esnesında biz psikiyatrist ve psikoterapistlerin de aldığı ve doldurduğu rol budur.

Karanlık, ani ve yüksek sesler, ani hareket, yabancı insanlar ve yabancı ortam gibi etkenlerden uzaklaşmak, insanların ve hayvanların hayatta kalma ve üreme isteklerini desteklediklerinden doğal, güdüsel davranışlardır. Açığa çıkan korku duygusu sayesinde sakınma, kaçarak uzaklaşma gibi genetik eğilimli tepkiler verilmektedir.

Buna benzer şekilde bir bağlanma figüründen gönülsüz bir ayrılıktan ötürü duyulan anksiyete de tamamen sağlıklı ve normal bir tepkidir. Buradaki sorun bu anksiyetenin bazı insanlarda neden patoloji boyutunda ağır ve yoğun hissedildiğidir.

Bağlanma teorisi bu soruna iki şekilde cevap verir.

Bu şekilde desteklenip yetiştirilen çocuklar güçlü bir egoya sahip, özgüveni yüksek, güvenilir, işbirliğine giren ve diğerlerine yardımsever kişiler olmaktadır.

Bağlanma teorisi açısından hem kendine yardım edebildiği, hem de güçlüklerle karşılaştığında yardım edilmeye değer olduğu şeklinde bir kendilik temsil modeli geliştirmiş olarak tanımlanırlar.

Bağlanma noktasında kırılma yaşamış bireyler anksiyeteli, güvensiz, aşırı bağımlı yada olgun olmayan kişilik özellikleri taşırlar. Stres altında nevrotik belirtiler, depresyon ve fobi geliştirme eğilimindedirler.

Ebeveynlerin bu noktada hatalı davranışları şunlardır;

Bu şekillerde davranılan bireyler kaygılı bağlanmanın yanısıra aşırı kuralcı ve suçluluk duygusu ile hareket etmekte, sosyal fobi ve agorafobi vakaları sıklıkla bu bireylerde görülmektedir.

Kaygılı bağlanmanın zıddı bağlanma örüntüsü, kompülsif kendine dayanmadır. Bu bireyler diğerlerinin sevgisini ve ilgisini aramaktan ziyade soğukkanlılıklarını koruyarak koşullar ne olursa olsun herşeyi kendisi yapma konusunda ısrarcı bir yaklaşım sergilerler. Bu kişiler de stres altında kırılma ve depresyona eğilimlidir.

Bu bağlanma davranışının farklı bir tarzı da kompülsif biçimde bakım vermedir. Bunu gösteren bir birey bir çok yakın ilişkiye girebilir. Ancak her zaman verici bir roldedir. Asla alıcı rolde olmaz. Seçimleri, çoğunlukla bir süreliğine sunulan bu yardımı hoş karşılayacak aciz bir kişidir.

Hangi bağlanma ve bakım sağlama davranışı bozukluklarının psikoterapiyle tedavi edilebilir olduğu ve hangi terapi modelinin tedavi için seçileceği özel bir deneyim ve bilgi birikimi gerektirmektedir. Terapistin birinci hedefi hastanın kendisini yorumlaması ve terapistine olan güveni sağlamaktır.